Ana Sayfaya Dön

 

Facebook'ta Paylaş

 

BİR YÜKSELİŞİN HİKAYESİ

 

Dersimli 8 kız kardeşin başarı hikayesi

 

2010-10-10

 

 



Onlar Dersimli sekiz kız kardeş. Dokuzuncuları erkek olmuş. Kız kardeşlerin en büyüğü ve medyatiği ise ünlülerin boşanma avkatı Altın Mimir. Altın Hanım ın kardeşlerinin Sevgi, Sevda diye başlayan isimleri Eylem, Çilem, Özlem, Kader diye devam ediyor.

Babalarının bir devlet memuru maaşıyla her biri üniversiteyi bitirmiş. Avukat, hemşire, mali müşavir, bilgisayar mühendisi, yönetici olmuş. Hayattaki azim ve başarılarını Dersim’li olmaya bağlıyorlar

İstanbul’daki neredeyse her büyük boşanma davasının arkasında onun adı var. İnanmadığı davaya bakmıyor. Cesur, çalışkan ve korkusuz. Tıpkı kendisini örnek alan sekiz kardeşi gibi.

Hayalim ünlü avukat Altın Mimir ve sekiz kardeşini, memleketleri Dersim’e götürmek ve orada fotoğraflarını çektirmekti. El değmemiş doğasıyla tanınan ama şu anda baraj tehdidi altında isyanlar eden Dersim’e. Ne yazık ki Dersim’i cennet güzelliğinden öte 1938 yılında dökülen kanla ve PKK’yla tanıdık. Ve maalesef bu ülkede yaşayan herkesin hafızasında başka bir Dersim var.


Altın Mimir, 13 yaşında yatılı okulda okumak için Dersim’den ayrılırken, anne ve babasından ilk kez şu sözleri duymuş: ”Kızım sakın Dersimliyim deme.“ Onun ve tüm kardeşlerinin çalışma ve başarma azminin arkasında belki de bu cümle yatıyor.

Annem, babam erkek çocuk istiyor diye arka arkaya tam sekiz kız dünyaya getirmiş. Ben en şanslılarıyım, istenerek dünyaya gelmişim.

Çatışmalar sırasında annemin bizi banyoya sakladığı günleri biliyoruz. Hemşire olarak Kuledibi Hastanesi’nde çalışmaya başladım. Gece çalışıp gündüz okula gidiyordum. Sonra kız kardeşlerimi yanıma aldım. Hafta sonu onları dershaneye gönderiyordum. Hem çalışıp hem okuyarak, onlar da benim yolumda ilerledi.

Annem, kocasını kaybetmemek ve hayatının en güzel yıllarını ona erkek çocuk verip ailenin devamını sağlamak adına, hep yatarak geçirdi. Küçük yaşlarda birbirimize annelik yaptık. Sonunda bir erkek kardeşimiz oldu.

Avukat olarak, bir erkeğin mesleği için sarf ettiği çabanın 10 katını sarf ediyorum. Enteresan bir istatistik var. Türkiye’deki tapuların sadece yüzde 8’i kadınların üzerine. Böyle bir ortamda kadın olarak bir sürü şeyle mücadele ediyorsunuz.

Hepiniz öz kız kardeşsiniz değil mi?
- Altın Mimir: Evet. Annemle babam erkek çocukları olsun diye peş peşe sekiz kız çocuk sahibi olmuş. Ben en şanslılarıyım çünkü istenerek dünyaya gelmişim. Belki benden sonraki iki kardeşim de isteyerek dünyaya gelmiş, ama ondan sonrakilerin isimlerine baktığımız zaman, büyük bir sevgi ve özgüvenle başlayan isimler, zaman içinde kadere boyun eğmek şeklinde değişiyor. Başta Altın, Sevgi, Sevda iken gittikçe kardeşlerimin isimleri Eylem, Çilem, Özlem, Kader olarak değişiklik gösteriyor. Annemin hep o süt kokan halini hatırlıyorum. Geçmişe dönüp baktığım zaman, benim annem belki hiç adet görmedi. Yıllarca arka arkaya hamile kaldı. Düşük riski taşıyordu. Ama kadıncağız, muhtemelen kocasını kaybetmemek adına, ölümü göze aldı. Hayal-meyal hatırlıyorum, babama sürekli ona erkek çocuk verecek kadınlar önerilirdi. Annem muhtemelen kocasını kaybetmemek adına, hayatının en güzel yıllarını ona erkek çocuk verip ailenin devamını sağlamak adına hep yatarak geçirdi. Biz hepimiz çok küçük yaşlarda birbirimize annelik yaparak yetişmeye çalıştık.

PANZERLER ARASINDA OYUN OYNARDIK
- Anneniz yatarken size kim bakıyordu?
- Teyzem bizimle ilgileniyordu. Ama bir yaştan sonra ben kardeşlerime annelik yapmaya çalıştım.

- Nasıl geçiniyordunuz? Dersim gibi küçük bir yerde bu kadar kalabalık bir aile?
-Babam devlet memuruydu. Dersim’de devlet memuru olmak önemli bir fark: En azından bir gelir kaynağın var. Minimal düzeyde de olsa, düzenli gelen bir maaş. Bugün sanayisi olmayan tek şehir, Dersim. Sadece hayvancılık var. Hiçbir geliri olmayan insanların toplu olarak yaşadıkları yer. Veresiye diye bir sistem vardı. Babam veresiye alışveriş yapar, ay sonunda maaşını dağıtarak eve gelirdi. Bu zorluklar içinde büyümek bizi bu noktalara getirdi diye düşünüyorum. Ben ve benden sonraki iki kardeşim yatılı okullarda okuduk ve hemşire olduk. Hemşirelik yapıp, üniversite sınavlarına hazırlandık. Ben İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam ettim, Dilek Halkla ilişkiler, Eylem Bilgisayar Mühendisliği okudu.

- Çocukluğunuz, Dersim’de çatışmaların yoğun olduğu dönemde geçmiş. Çocuk aklınızla hafızanızda yer eden bir olay var mı?
- Dersim’in şöyle bir özelliği var. Doğunun okur-yazar oranı, özellikle kız çocuklarının okur-yazar oranı en yüksek olan ilidir. Okula gönderilmeyen kız çocuğu hatırlamıyorum. Okuldan gelir, panzerler arasında sokakta oyun oynardık. Dersim’deyken bize annelerimiz, geçmişte olanları hiç anlatmadı. 1938 yılında yaşanmış olayları Dersim’de iken çok fazla duymadık.

Niye?
- Çünkü Dersimliler yaşanmış olan o olayları unutmak, onun acılarını silmek üzerine hayatlarını kurmaya çalışmış. Dersim hep muhalifliği ile ön plana çıkar, ama bu muhalifliğin altını çok fazla doldurmaz. Yani biz hepimiz muhaliftik, ama bunun sebebini bilmiyorduk, şimdi şimdi öğreniyoruz ki atalarımız büyük acılar yaşamış. Analarımız ağlatılmış. Analarımız çocuklarına kendi analarının ağlatıldığını anlatmadan yetiştirmeye çalışmış.

- Bir korku mu var hâlâ?
- Çok ciddi bir korku. Annemle babam beni 13 yaşında yatılı okula uğurlarken, sıkı sıkı ‘Aman hiçbir yerde Dersimli olduğunu söyleme,’ diye telkinde bulunurdu. Dış dünyadan, seninle ilgili, Dersimli olmanın başkalarının üzerinde yarattığı algıdan haberdar değilsin, çocuk olarak. Dış dünyayı bilmiyorsun. Zannediyorsun ki bütün dünya orada yaşananla aynı. Dış dünyadan haberdar olmamız, büyük şehirlere göç etmemizle başladı. Eğer doğduğumuz yerde doyabilseydik, muhtemelen hepimiz de oralarda kalmaya devam ederdik.

ANNEM VE KARDEŞLERİMLE AMAZONLAR GİBİYİZ
- Devam eder miydiniz gerçekten?
- Ben şu an için etmezdim.
- Çilem Çorak Koç (Beşinci kız kardeş): Ben ederdim. Mesela İnönü Üniversitesi’nde okurken, kayıt işlemlerinde Dersimli olduğum bildirilmiş, okulun ikinci günü bazı öğrenciler ‘Sen Dersimliymişsin, hal ve hareketlerine dikkat et,’ demişlerdi. Bize potansiyel suçlu olarak bakıldığı için belki de. Çok üzülmüştüm.

- Dersimlilere potansiyel suçlu diye mi bakılıyor?
- Kişisel olarak ben böyle bir şeyle karşılaşmadım. Ama Dersimli hemşehrilerimizden duyuyorum. Mutlaka zorluklarla karşılaştıklarını söylüyorlar.

- Neden avukatlık mesleğini seçtiniz?
- Mesleklerimize karar verirken, genetik olarak taşımış olduğumuz birtakım etkenleri de hayata geçiriyoruz. Dönüp baktığımda annem, kardeşlerim, hepimiz Amazon kadınlar gibiyiz. Annem ‘Sizi hep işkadını olarak görmek istiyorum, etekli, elinizde çanta, başı dik,’ derdi. Erkeğin aile reisi olup aslında idarenin tamamının kadında olduğunu gösteren bir aileyiz: Hepimiz babamın istekleri doğrultusunda önce devlet memuru olduk. Önce onu mutlu etmek istedik. Arkasından kendi ideallerimizi gerçekleştirdik. Babamızı sevgiyle ikna ettik. Babam da bize mani olmadı. ‘Bana göre yanlış ama madem ki siz yapıyorsanız ne âlâ,’ dedi. En azından bize engel olmaması bir artıydı. Bunda da Aleviliğin önümüzü açan bir unsur olduğunu düşünüyorum.

- Son zamanlarda ciddi bir kamplaşma oldu, bundan rahatsız mısınız?
-Tabii ki, bundan hepimizin rahatsız olması gerekiyor. Dersim için de hep aynı şeyi söylüyorum Terörle anılan il olduk bugüne kadar. Artık istiyoruz ki barışın olduğu, yatırımların olduğu, insanların üretim içerisinde oldukları barış içerisinde, huzur içerisinde yaşadıkları bir coğrafyayı oluşturalım. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma paydası içinde, herkesin kendi etnik kültürünü yaşayabileceği barış ortamı içinde yaşayalım. Türk ya da Kürt olsun, ağlayan annelerin gözyaşlarının dinmesi gerektiğine inanıyorum.

- Geçen hafta KA.DER’le birlikte Tunceli’ye gittiniz. 20 senede ne değişmiş?
- Dersim’den çok küçük yaşta, 13’ümde ayrıldım. 20 yıl sonra oraya döndüğümde şunu gördüm ki, Dersim’in üstüne tek bir tuğla dahi konulmamış. O kadar geri, o kadar yoksul, o kadar eski ve o kadar küçük ki. Çok canım acıdı. Günlük gazeteler bile Dersim’e öğleden sonra geliyor.

Erkek kardeş gelince göbek attık
- Sekiz kız kardeş olarak hayat felsefenizde nelere yer yok?
- Sevgisizlik! Bizce bu saygısızlık. Sonuna kadar savaşıp mutlaka ideallerimiz doğrultusunda kazanacağımıza inanıyoruz. Hiçbirimiz var olduğumuz noktada kalmadık. Hep daha ilerisinin olduğunu biliyoruz, o en ileriye ulaşmak için bireysel çabamızı ve birbirimize desteğimizi sürdürüyoruz.

- Nedir bu destekler?
- Meslek hayatımda, her bir kız kardeşimden destek almam gereken noktalar olabiliyor. Mesela muhasebeyle ilgili bir davam olduğunda hemen dosyayı Çilem’e gönderiyorum, ‘Bana bir hafta içerisinde bir rapor hazırla,’ diyorum. Sağlıkla ilgili bir şey olduğunda Sevda’yı arıyorum. E-postalarımda problem yaşıyorsam Eylem’e diyorum ki, ‘Şöyle bir sistem kurmak istiyorum, yardımcı olur musun?’ Organizasyon gerektiren işlerde hemen Kader’i arıyorum. Bankalarla ilgili Özlem’i arıyorum, yatırımlarım hakkında onunla konuşuyorum. İnşallah en küçüğümüz Fatma da borsacı olacak. Ama en keyiflisini de yaşadık, o da Murat. Erkek kardeşimiz, müzisyen oldu.

- Murat’ı kıskandınız mı hiç?
- Hiçbirimiz kıskanmadık. O kadar çok bekleniyordu ki, ondan önceki kız olduğunda bütün kardeşler oturup ağlamıştık. Gece 03.00 gibi amcam geldi kız olduğunu söyledi ama o kadar zor söyledi ki. Ölüm haberi vermek gibi bir şey. Bu kız kardeşime Fatma Zeynep adı verildi çünkü Dersim’de iki isim verilen kızdan sonra doğan çocuk erkek olacağına inanılır. Annem yine hamile kaldı. Murat doğduğunda ben Çorum Sağlık Meslek Lisesi’nde okuyordum. Erkek olduğu haberi gelince okuldaki bütün kızlar göbek atmıştık. Tatilde bütün arkadaşlarım, bir şeyler örmüştü. Ve ben koca valizle anneme bebek kıyafetleri taşımıştım.

Hem hemşire hem Hukuk öğrencisiydim
Altın Mimir olarak kardeşlerinizin rol modeli, hatta idolüsünüz. 13 yaşında yatılı okul için evden ayrıldığınız günden bugüne, hemşirelikten Türkiye’nin ünlü boşanma avukatlığına giden o süreçte tökezlediğiniz olmadı mı hiç?
- Çorum Sağlık Meslek Lisesi’ni derece ile bitirdim. Ama avukat olmak istiyordum. Hayatım boyunca hiç dershaneye gitmedim. Yatılı okulda gece 21.00’den sonra bütün ışıklar kapatılırdı. Bir sandalye ile müşterek tuvaletlerin koridorunda oturup test çözerdim. Babamın bana göndermiş olduğu harçlıklarla bir dergiye abone olmuştum. O dergideki testleri çöze çöze üniversiteye hazırlandım. Ben küçükken Ovacık’a bir savcı hanım atanmıştı, Necla Hanım. Yıllar sonra İstanbul’da buldum. Arkadan siluetini hâlâ hatırlarım. Ona baktığım zaman derdim ki ben savcı olacağım. Öğretmen hepimize soruyordu ‘Ne olmak istiyorsun?’ diye. Herkesin bildiği iki meslek vardı öğretmen ve hemşire. Ben, ‘Savcı olacağım,’ dedim. Öğretmen savcının ne iş yaptığını sordu, ‘Bilmiyorum ama ben savcı olacağım,’ dedim.

- Bir yandan hemşirelik yapıp, bir yandan İstanbul Hukuk Fakültesi’ne devam edip, bir yandan da kardeşlerinize bakmışsınız.
- Dersimli kızlar genetik olarak güçlüdür. Hemşirelikten dereceyle mezun olduğum gün, üniversite sınavına girdim. Kızkardeşim Eylem Erzincan’da okuyor diye, ona destek olmak için tayinimi Erzincan’a istemiştim. Ama sınav o kadar iyi geçmişti ki, İstanbul Hukuk Fakültesi’ni kazanacağımı biliyordum. Tam o sırada benim tayinim geldi. Tayinimi tebellüğ etmem gerekiyor, ettikten 15 gün sonra da işe başlamam gerekiyordu. Postacı geldi bana tayini tebellüğ ettirecek, ‘Hayır,’ dedim, ‘Biraz daha bekleyelim. Yarın sonuçlar açıklanacak. Ben İstanbul Hukuk’u kazanıyorum, tayinimi İstanbul’a yaptırmam lazım.’

Gece çalışıp gündüz okula gidiyordum
- İstanbul’da tanıdığınız birileri var mıydı?
- Kimseyi tanımıyorum. Sonuç geldi, kazanmışım. Babamla tayinimi İstanbul’a yaptırmak için Ankara’ya Sağlık Bakanlığı’na gittik. Küçücük bir kızım. Girişte sıra var. Personelden sorumlu genel müdür yardımcısını buldum. Sekreteri bana ‘Randevunuz var mı?’ diye sordu. ‘Hayır ama muhakkak görüşmem lazım,’ dedim. Çok uzun süre bekledim. Belki dörtbeş saat. En sonunda beni Hüseyin Bey’in makamına aldılar. On a şunları söyledim: ‘Çok iyi bir avukat olacağıma inanıyorum. Ama ben Erzincan’a gidersem, oradan Hukuk’u bitirmem mümkün değil, tayinim geldi ama tebellüğ etmedim. Lütfen bana tayinimi İstanbul’a yaptırmam için yardım edin.’ Cesaretim, samimiyetim, o küçücük halim Hüseyin Bey’i etkiledi ki, tayinimi İstanbul’a çıkarttı. İşte böyle bir korkusuzluğum ve cesaretim var.

- Hep mücadeleyle geçen hayatınız, avukatlık mesleğnizde işinize yarıyor mu?
- (Gülüyor)Hem de nasıl. Hemşire olarak Kuledibi Hastanesi’nde çalışmaya başladım. Gece çalışıp gündüz okula gidiyordum. Önce kısa bir dönem lojmanda kaldıktan sonra ev tuttum. 16 saat çalışıp ertesi gün izin kullanıyordum. Sonra kızkardeşlerimi yanıma aldım. Hem çalışıp hem okuyarak, onlar da benim yolumda ilerlediler.

- Erkek meslektaşlarınızla aranız nasıl? Sizden çekinirler mi?
- Bugün avukat olarak, bir erkeğin mesleğinin doruğuna çıkmak için sarf ettiği çabanın, belki 10 kat fazlasını sarf ediyorum. Enteresan bir istatistik var. Türkiye’deki tapulardan sadece yüzde 8’i kadınların üzerine. Böyle bir ortamda kadın olarak bir sürü şeyle mücadele ediyorsunuz. Kadının başarısının arkasında hep gayri ahlâki gerekçeler aranıyor. Hangi meslekten olursak olalım, bu biz kadınların yaşantısında en büyük problem. Ama ben bu probleme hiçbir zaman aldırış etmedim. İtiraf edeyim, kadın lehine, kadın-erkek eşitsizliğini savunur hale geldim. Bu benim yaşam felsefem oldu.

Diksiyon farkından dolayı şanslıydık
- Dersim’den gittiğinizde hayat sizin için daha mı zor oldu?
- Bence annemle babamın bize yaptığı tek kötülük o. Bizi o konuda bilinçlendirip göndermiş olsalardı, ne yapacağımızı bilirdik. Konuşmalarımızla, her şeyimizle batıdaki insanlarla aynıyız ama bazı insanların ‘Sen Dersimlisin,’ diye otomatikman önyargılı yaklaşması çok yaralayıcı. Şanslıydım, bireysel olarak bunu hiç yaşamadım. Belki bunda bizim yetiştirilme tarzımızın çok önemi var. Türkçeyi sonradan öğrenmiş o kadar çok arkadaşımız var ki. Onlar için daha zor oldu. Ben birçok yerde Dersimli olduğumu söylediğimde, ‘Konuşman hiç yansıtmıyor,’ gibi yaklaşımlar vardı. Oysa ki Türkçeyi belki altı yaşında, okula başladıktan sonra öğrenmiş arkadaşlarımızın ‘Ben Kürdüm,’ demesine gerek kalmadan Kürt olduğu anlaşılıyordu.

- Kürt olduğu görülünce ne oluyor?
- Bugün baktığımızda devlet kadroları içinde, kabul etsek de etmesek de, devlet memuru olacaksan, Türk kökenli isen tercih sebebi. İş dünyasında da bu var. Ama iş dünyasında, özel sektörde daha zalim bir şey var. Bu dünyada aynı zamanda diksiyonunun, kılık kıyafetinin de çok düzgün olması gerekiyor. Kürtler ana dillerinden sonra Türkçeyi öğrenmiş olmaları nedeniyle rakipleriyle otomatikman bir dezavantaj içindeler, diksiyon farkından dolayı. Biz belki birazcık şanslıyız, diksiyonumuz bozulmadı. Çünkü evimizde Kürtçe değil Türkçe konuşulurdu. Anne babamız o bilinçte olmayıp bizimle Kürtçe konuşabilirdi. Biz de aynı şekilde iş hayatımızda, kendimizi ifadede zorluk çekebilirdik.

DOKUZUNCU KARDEŞ MURAT ÇORAK:

Sekiz abla hem eğlenceli hem de zor
- İnsanın sekiz kız kardeşi olması nasıl ber şey?
- Murat Çorak: Eğlenceli. Ama hepsi de benimle çok ilgili. Bundan biraz rahatsız olduğumu belirtmeliyim.

- Hayatı kolaylaştırmıyorlar mı sizin için?
- M.Ç: Hep ailemle farklı yönlere gittim son iki seneye kadar. Müzikle uğraşmak istiyordum. Babamı ikna etmek kolay olmadı. Sonunda konservatuarı burslu kazandım, razı oldu. Bu kadar kızın içerisinde sorumluluk hissetmedim. Dersimli olmamdan ötürü sürekli bir şeylerle mücadele etmek kendi aklımca savaşmak zorunda kalıyordum. Bunu aileden bağımsız bir şekilde küçük yaşta yapmaya kalkınca çok afallıyorsun. Ben kafamdaki şeye gitmek istiyordum. Müzisyen olacaktım. Başka seçeneğim yoktu. Babama konservatuarın üniversite olduğunu kabul ettirene kadar iki senem gitti. Şimdi Türk müziği bölümündeyim. Elektro gitarla ilgili bir bölüm olmadığı için mecburiyetten. Henüz ilk senem.

- Ablalarınız kadar cesur olduğunuzu görüyorum.
- M.Ç: Dersimli olmamın bir özelliği olabilir. Uzun zamandır araştırdığım bir konu var: Dersim tarihi ve Zazalar. Kürtlerin Zaza olup olmadığı hakkında. Aslında Zazalığın Kürtlerden daha eski olma ihtimali var. Şimdi ben Zaza mıyım, Ermeni miyim onu araştırıyorum. Dersim’de yaşayan insanlar için dünyadaki bütün dilleri, ırkları tek bir insan gibi görüp ona âşık olmuş bir millet olarak görüyorum. Onun için Dersimli olmak, Zaza kültürü ile yetişmek benim için çok büyük bir avantaj.


 

  Haberin Kaynağı: TULUHAN TEKELİOĞLU/SABAH

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us

  HABER İÇİN YORUMDA BULUNUN
Bu haber için yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
İsim
E-posta
Yorum Başlığı
Yorumunuz
       Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir

 

 


Popüler Haberler
Hava Durumu
ISTANBUL
Türkiye - Tüm İller